Elif Şafak'ın Aşk romanı üzerine tartışırız sonra demiştim sevgili okur unutmuşum. Uzun zamandır okuduğum ilk roman, zira yok beyin şeysi yok absürt tiyatro derken hiç roman okumadım epey zamandır. Özellikle dilini överek başlayayım kitaba, okurken yormayan, süsten püsten uzak sade bir dil, neyse diyosa o! Hiç sıkıldığımı söyleyemem okurken.
Ama kitabın savunduğu düşünceye dair bir iki şey var aksini düşündüğüm. Elbette kurgu yazılanlar yoksa Mevlana'ya birşey demek ne haddime. Ama kurgulanan hikayeye göre takılıp kaldım ben Rumiye. Şems geldi diye herkesten elini ayağını çeker karısından müridine kadar. Kıskanır elbet herkes Şems'i, kitap kıskananları kötü gösterir, oysa haklıdır bence halk. Bugün Mevlana'nın çağında yaşasaydım, bende isterdim ondan nasiplenmek elbette.

Bana kalırsa Mevlana'nın da halka, eşine ve çocuklarına sorumlulukları var, kapanırsa Şems'le sadece kıskanılması da gayet doğaldır. Yavruları aç bekleyen bir baba sohbete dalarsa dışarıda, yavrular hırçınlaşır elbet.
Hoyrat, artist gösterilmiş Şems eyvallah, ama sonucunu düşünmeden fevri davranmak sufiliğin özüne ters değil mi? Yer yer agresif tutumlar? Tamam yalakalık yapsın demiyorum ama yinede kendine kızdırmamalı değil mi sufi? Peki ya Kimya ya yaptıkları? Zavallı kızın ne günahı vardı? Ta başta yanağına dokunmayacaktı eğer evlenip eş olmayacaksa. (bu arada romanda farklı anlatılan kimya mevlanın yeni eşinden kızıdır, şems'den dayak yiyip azar işittiği yazılır biraz araştırılırsa) Ne kadar harika biri gibi yazılsa da Şems, sufi olamayacak hatalarla hem kendisine hemde çevresine zarar verir görünüyor gözüme romanda. Şems'i öldürmeye gelenler gibi düşünüyor görünebilirim bende şimdi. İşte bu noktada da kitabın şöyle bir zaafı takılıyor gözüme. Bazı insanlar kötü bazı insanlar iyi. Oysa insan her iki şeyi içinde barındırmıyor mu? Bir oğlu melek kadar günahsız, diğeri şeytanda şeytan. Karakterlerin böyle yazılması kurgu konusunda biraz hayal kırıklığına neden oldu diyebilirim.
Gelelim romanın baş karakteri Ella'ya. Romanda aşkı için herşeyi bırakıp gidebilen biri gibi gösterilen o kadına. Peki kendinizi, bir gün eve geldiğinizde mükemmel hazırlanmış bir sofrada annenizin bir başka adama aşık oldum diye gitmesinin ardından babanızla oturmuş Ella'nın çocuğu yerine koysanız ya? Aldatmış olmasını asla savunamam kocasının ama bu durum karşısında hep suskun kalıp hiçbir şey yapmamış olmamasıda Ella'nın suçu değil midir? Oysa en ufak değişiklikte kocası hatasının farkına varıp düzeltmeye çalışmışken? Yazışmada olsa Ella da kocasını aldatmamış mıdır? Bana kalkıp Ella'yı savunmayın nolur. Aziz'e gelince, romanda anlatıldığının aksine gözüme Kurtlar Vadisi izleyip kendini Polat Alemdar zanneden tipler gibi geldi. Sen o kadar sufiydin can, evli barklı bir kadının aklını niye çeldin derler adama...
Özetle okuması zevkli lakin anlattıklarına hiç katılmadığım bir roman oldu aşk..
.
.