4 Eylül 2010 Cumartesi

Spartacus - Blood and Sand


An itibariyle birinci sezonu izlemeyi bitirdiğim dizi. Birinci bölümde aşırı ve başarısız ve rahatsız eden görsel efektlere rağmen hemen konunun içine alıveren bir yapım. Üstelik izlenecek senaryo için en doğru formülü kullanmışlar, canı için savaşan adamlar+aşk+entrika+seks+özgürlük mücadelesi. Diziyi neden soluksuz aralıksız tekmili birden 13 bölümü izlediğimi ve bundan kendimi neden alamadığımı açıklayayım dilerseniz.
Kapayın gözünüzü, Roma döneminde hayal edin kendinizi halktan biri, teknoloji yok. Dünya ile ilgili bildikleriniz size anlatılanlarla sınırlı. Haraketlerinizi ve yaşam tarzınızı bilinçaltınız yönlendiriyo o dönemde katarsisinizi yani ruhsal orgazmınızı arenalarda savaşan adamları izleyerek sağlıyorsunuz. Bunun ne kadar geçerli ve gerekli olduğunu yapılan koca arenaları düşünerek anlarsınız. İşte bu dizide aynı formül üzerinden giderek sizi o arenadaki seyirci koltuğuna koyuyor. Kan ve seks besliyor. İzlerken sürekli bunu sorguladım şu anda arenada seyirci koltuğundaki adamdan ne farkım kalıyor diye, ama soluksuz saniyesinde ilgim dağılmadan izledim. Rock1 tadı aldım doya doya. Sevdim işte sadistçe. Öyle bir doldurdu ki beni, 13 bölüm aralıksız izlemek. Şimdi önüme gelen adamı dövmek önüme gelen kadını dü..... neyse, bi duş aldım kendime geldim.
Baş rolde Spartacus'ü oynayan Andy Whitfield lenf kanseri olmuş ve tedavi altına alımış. Son habere göre erken teşhis sayesinde kurtulmuş önümüzdeki sezon izleyebilicez demek ki. Merekla bekliyoruz...

1 Eylül 2010 Çarşamba

Sil baştan - Ken GRIMWOOD


Kitabın tanıtımını okuyunca kelebek etkisi filminin romanı mı acaba demiştim. Hangimizin aklına gelmedi ki, şu anda bildiklerimle yeniden aynı hayatı yaşasam, tüm deneyimlerimle yeniden başlamak? Benim oluyo, sizin de oluyordur kesin, bazen herşeyi berbat ettiğinizi düşündüğünüz, yeniden başlamak isteyişiniz. Bir bilgisayar oyunu olsa hayat ve en son save ettiğiniz yerden başlasanız istediğiniz zaman ne güzel olurdu di mi?
İşte sanırım çoğumuzun isteyeceği şekilde, tekrar tekrar başa sarılıyordu Jeff'in hayatı. Çok heyecanlı, yer yer seksi (romanda seksi severim aga). Ama bittikten sonra sanki daha güzel olabilirdi diyorsunuz, geçiştiriliverilmiş gibi geliyor bazı yerler. Bir tekrarda çıkagelen başka bir tekrarcı, bir uzaylı saçmalaması sonunda o karakterin hiç romanı etkilememesi. Roman 80'lerde yazılmış 2000lerde yazılmış halini daha çok merak ederdim aslında, daha yakın olaylar. Bir cep telefonunun hayata girişi mesela. Ne biliyim bu tekrarı yaşayanın Türk olması mesela:) Netice itibariyle güzel bir romandı, hemencecik okuyuveriyim diye elinizden düşmeyen. Kafada ulan yeniden yaşıcak mıyım bu hayatı sorusu çıkıyo, sonra yaşasam Jeff gibi at yarışında derbi maçlarında kazanama ki, zira hiç birinin sonuçlarını bilmiyorum ki, geçen seneki galatasaray Fenerbahçe maçlarının sonucunu bilmiyorum ben. Ama uzun zamandır kadıköyde Galatasaray yenemiyo onu biliyorum, ama büyük şirketler kuracak kadar para kazanamam ki bundan.
Offf sittin kere dönsem şu dünyaya, yine de zengin olamıcam demek ki ben :)