26 Ağustos 2010 Perşembe

Kenan Yılmaz - Sarhoş Balık

Mavi önlüklü olduğum zamanlar,
okulun arka bahçesinde abiler top oynarlar, arada aralarına alır beni dünyanın en mutlu çocuğu yaparlardı. (eve gidip anne babama anlatacak hikayelerdi bunlar) Okulun önündeki kavağın altında oturur sohbetler ederlerdi, dinlerdim onları. Denizli'nin Kınıklı köyünde (ki şimdi şehirden daha şehirdir o ayrı) kendi küçük dünyamızda yaşayan bebeler, abilerdik o zamanlar. O abiler hayal meyal kaldı zihnimde, o hayallerden biriydi Kenan Abi. Albümünü taksimde elime aldığımda o günlere gittim, Aslan bakkalın önünde kavağın altında ufacık bir çocuk oldum birden. Çok güzel bir albüm yapmış, birbirinden güzel şarkılar var ki şu İstanbul trafiği daha çekilir hale getiriyor. Favorim, albümden önce akustik versiyonunu dinlediğim "seviyorum deme" kesinlikle. Benim için ifade ettiklerini, hissettirdiklerini size hissettirir mi bilmiyorum zira ben albümü mavi önlüklü koca kafalı önlüklü bir çocuk olarak dinliyorum ama alınıp dinlenesi. Albümün kutusunu da sevdiğimi belirmeden geçmeyeyim. Çok hoş grafikler olmuş ve güzelliği klibede taşımışlar. Neyleyim klibi müzik kanallarında dönmeye başladı ama izlemeniz için burayada ekliyorum.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Kurgusal Sözlük - Şinasi Bademcioğlu


Bu kitabı askere gitmeden önce almıştım, askerde biraz rahatladıktan ve boş zamanlarım olmaya başladıktan sonra Mustafa'ya Ardahan'a kargolamasını istemiştim. Sabaha kadar bir kaç bölüm geçip baya bir kelime ezberledim. Adını malesef unuttuğum ama çok sevdiğim, sivil kokan, bi asteğmenin de hoşuna gitmişti, terhis olduğum gün ona hediye etmiştim. Ama çok faydalı bir kitap olduğu için yeniden aldım. Eğer ingilizce öğreniyorsanız, bu kitabı edinmenizde çok büyük fayda var derim. Kelimeleri kafanıza resim gibi koyuyor, somut kelimeleri ezberlemek kolay bu kitap somutları kafanızda somutlaştırıyor. Güzel bir başucu kitabı! Bunu beğenen bunu da beğendi: Phrasal Werbs - Yılmaz Hasdemir ingilizceyi anlamak için en gerekli şey, phrasal werbs.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Fuck Up - Arthur Nersesian


Valla kitabın kapağına tav olup almadım desem yalan olur. Birde arka kapağındaki
"Fuck-up, Newyork´un arka sokaklarında gezinen adsız bir avarenin kâh kasvetli, kâh neşeli yolculuğunu kışkırtıcı bir üslupla betimliyor.Sevgilisi tarafından terk edilen, zam istediği anda kovulan, daha sonra bulduğu porno sinemasındaki işinden olmamak için gay numarası yapan bir fuck-up´ın başına gelen tüm traji-komik olaylar, şehir yalnızlığının sindiği bir espri anlayışıyla aktarılıyor. Roman "kahraman"ının düzgün bir iş ve kız arkadaşa sahipken, yiyecek bulmak için çöpleri karır hale gelişini okurken, tüyleriniz diken diken olucak..."
yazısı yüzünden olduğunu söylemeliyim. Sanırım biraz charles bukovski tadında underground bir hikaye beklemiştim, ve sanırım bahsedilen mizah İngilizce'den Türkçe'ye geçerken kayboluyor. Antalya kır kahvesinde okuduğum kitabın ilk 100-150 sayfasının çok sardığını söylemem ama dostlar, son 50-60 sayfası için bu kitabı okumaya değer. İlk başları kır kahvesi gibi bir mekanda değerlendirebilirsiniz. Ama bana kalırsa karakteri daha çok sevebilmemiz sağlansaydı romanın giriş ve gelişmesinde, sonu şimdikinden daha etkileyici olacaktı. "Ateşböceklerinin mezarından" sonra yine bir aç kalan insanların hikayesi bünyeye ağır geldi sanırım. Sana puanım 7/10 kanka! onuda sonlardan aldın, hadi bakalım...

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Grave of the Fireflies - Ateş böceklerinin mezarı



Bugün izlediğim çok güzel bir filmi paylaşayım hemen, Ateşböceklerinin mezarı. İkinci dünya savaşında, Kobe'nin bombalanması sırasında iki kardeşi anlatıyor. Çok uzun bir film değil, ama göz yaşınız varsa alıp döküveriyor yanaklarınızdan. Kız çocuklarını severim, erkek çocuklarına nazaran onlarla daha çok eğleniliyor ve çok tatlı oluyorlar. Filmdeki küçük kız bu kadar mı tatlı çizilir, Allahım, her mimiğinde hareketinde sözünde insanın içine sevimli bi mutluluk salıyor, sonda da gözyaşlarınızı tutamamanıza neden oluyor. Bulun izleyin. Savaşın acımasızlığını ve açlığı hissedeceksiniz.

17 Ağustos 2010 Salı

Şeçme Sapan Şeyler - Ferhan Şensoy

Bilen bilir, Ferhan Şensoy hastasıyımdır. Belki biraz kapalı bulurum kendisini ama hastasıyımdır. Birkaç kitabı haricinde neredeyse hepsini okudum. Kendisiyle (kitaplarıyla yani) ilk tanışmam lisede bir arkadaşımın "ingilizce bilmeden hepinize I love you" isimli kitabını vermesiyle başladı. Kitap bir süre kitaplığımda tozlandıktan sonra (zira o zamana kadar Ferhan Şensoy reklamlarda oynayan absürt, komik olmayan komik bir adamdı) sıcak bir yaz günü arka balkonun serinliğinde içine daldığım ve diline bağımlılık yapan bir kitap oldu. Sonrası ardı arkası kesilmeyen bir Ferhan Şensoy açlığı... Bütün oyunlarının DVD sini bulup izleme, bütün kitaplarını okuma. Bu kadar eksiksiz takip ettiğim başka bir yazar var diyemem. Yakında baskısı bulunmayan gündestenin ve akabinde gecedestenin geleceği haberide beni şu sıralar çok mutlu etmekte...

Seçme Sapan Şeyler'e gelirsek yine kocaman puntolarla
yazılmış bir kitap karşımızda, çünkü kendisi de bit kadar harfleri okumaktan nefret ettiği için böyle yazdırıyor ve gerçekten okumada büyük kolaylık ve keyif veriyor bu büyüklükteki harflerle kitapları. Seçeme sapan şeylerde Ferhan abi (onla samimi olmak isteme arzumdan) parayı cüzdanı balığı terliği konuşturmuş ve onların duygularını yazmış. Aha bunu ben düşünmüştüm önce dedim, mesela Toyota arabam kız'dı benim için kapılarını falan vurunca acıyodu sanki, konyaaltında, yalnız oturduğumuzda beni dinliyodu, Ford öyle değil o kadar duygusal değil yani genç bir erkek gibi geliyor, paylaşmıyo benle sanki, küsüyor ama belli etmiyor. İşte bu anlatamadığım şeyleri kitapta çok güzel anlatıyor Ferhan hoca. Baktığında can sıkıntısından yazmış yavşak para kazanıyo bundan dedirtebilir ama öyle değil işte. Her öyküde ince ince işlemiş demek istediğini, birazda hayatını nakşetmiş hoca sayfalara sanki, sanki karısıyla gerçekten öyle kavga etmiş, gerçekten havalimanında biriyle tanışıp otele gidip yatmış onunla. Gerçekten kafasını sken adamlar var etrafında. Bol otel gezen (bknz. oteller kitabı F.Şensoy) havuz kenarında olup bitenleri izleyen bi adam üstat. Sanki şu sigara yasağını fazla kafaya takmış ama çok rahatsız bundan dolayı, kişisel kanaatim ne güzel yasasın sen sigara yasağı, keşke tam anlamıyla işleyebilse. Son hikaye bahçedekilerle, misler gibi temize çekmiş şu anki durumu Ferhan hocam. yavaş yavaş duvar ördüler ve biz ses etmedik, boyun eğdik. Öyle veya böyle tuvalete girip, dur şunuda bitireyim dur şuda bitsin çıkarım derken bir kaç sıçışta bitiveren, öyküler topluluğu için teşekkürler Ferhan abi, onu izleme şansını birkaç kez verdiğin için şükür sana -onun tabiriyle- manitu...

Kitaplık hakkında

Kesköşe, Evet ve son olarak Üryanrüya ile süren blog maceram 2006'dan beri sürüyor dostlar. İstedim ki biraz daha dallansın budaklansın bloğum, gitgide zayıflayan hafızamın danışabileceği bir yer olsun.
Okuduğum kitapları unutmaya başladım ve bloğumda şimdiye kadar okuduğum kitaplardan sadece "aşk"a değindiğimi farkettim. Çok fazla kitap okuduğumu söyleyemem ama okuduklarım hakkında yazabileceğim bir yer hem onları unutmamı engeller hemde daha çok kitap okumak için beni ateşler diye düşünüdüğümden burayı açtım. Hadi bakalım.